Mathilda, Aurelmar'da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk nefesini aldığı andan itibaren ona özel ayrıcalıklar tanındı ve uzun süreler süren bir öğrenim sürecine girdi. Nüfuz ve güç ile çevriliydi. Ailesinin malikanesinin koridorlarında yürürken, duvarlarda asılı çerçeveli tablolar bile ona hayatının en küçük yaştan itibaren başkalarının istekleri doğrultusunda şekillendirildiğini hatırlatıyordu. Küçük yaştan itibaren ondan beklenenler netti: Okuyacak, zekâsı ve duruşuyla siyasi bir sembol olacaktı. Özel öğretmenleri ona edebiyatı ve ikna sanatının inceliklerini öğrettiler. Ancak işlemeli cüppelerin ve nüfuzunun ağırlığının altında, içinde bir özgürlük ve aksiyon kıvılcımı vardı.
Çocukken, etrafındakilerin onu izlemediği zamanlarda sokaklara iner ve orada yapılan askerî törenleri izlerdi. Askerlerin demir zırhlarının çıkardığı çınlamalar, o soğuk ve beyaz metalin görüntüsü, kılıçlarını güçlü bir dinî sembol gibi göğe kaldırışları ve disiplinli yapıları onu büyülerdi. Onları her gördüğünde kendi kendine, "Ben de bir gün olabilir miyim?" diye sorardı. O anlarda fark ederdi ki güç sadece soydan ya da fiziksel özelliklerden gelmemeliydi. Sadece kaba kuvvet ya da söz ustalığı da gerçek güç değildi. Asıl güç; dik duruş, irade ve onur olmalıydı. Bu düşüncelerini ise ailesinden duyduğu masallar daha da keskinleştirecekti.
Ailesinin anlattığı kahramanlık hikâyeleri Mathilda'nın içini dolduran şey oldu. O hikâyelerdeki kahramanlar, sokakta gördüğü askerler gibi onu büyülerdi. Çoğu zaman savaş meydanlarının tozu altında kalsalar da, duruşları ve sözleri Mathilda'ya her gün yeniden ilham verirdi. Gençlik yıllarına geldiğinde Mathilda, içindeki bu tutkuyu artık saklayamıyordu. Ailenin malikanesinin geniş avlusunda, çalışan muhafızların arkasına saklanır; onların duruşlarını ve yürüyüşlerini taklit etmeye çalışırdı. Ailesine süs diye aldırılan kılıçla saldırı ve savunma hareketleri yapar, en temel şeyleri öğrenmeye uğraşırdı. Bu küçük kaçamaklar, ona hayatı boyunca hiç tatmadığı o özgürlüğü az da olsa hissettiriyordu.
Bu düşünceler, Mathilda'nın zihninde yavaş yavaş büyüyen bir karara dönüştü. Kendini, ailesinin onun için kurduğu planların ötesinde görmek istiyordu. Bir gün artık bu iç sesini dinlemeye karar verdi. Gençliğinin ikinci baharında kesin bir karar almıştı: "Başkalarının planladığı bir hayatı yaşamaktansa, kendi yolumda başarısız olmayı tercih ederim." Bu söz, o günden sonra zihninden hiç çıkmadı. Bu fikir, onu Dusk March'a kaçmaya ve orada hayalini, onurlu bir savaşçı olma isteğini gerçekleştirmeye yöneltti. Ailesi bu fikri asla onaylamazdı, bu yüzden onlara söylemeyi bile düşünmedi.
İlk planı sınırı doğrudan geçerek Dusk March'a ulaşmaktı. Ancak kaybolduğu andan itibaren bir gün bile geçmeden ailesi arama emri çıkardı. Sınırda görülürse bütün plan başlamadan bitebilirdi. Bu risk yüzünden bundan vazgeçti. Başka bir yol olarak insan kaçakçılarına para verecek ve onlar onu henüz hüküm giymemiş topraklarda bırakacaktı. Ancak kaçakçılara vereceği para yüzünden Dusk March'ta geçirme ihtimali olan rahat yaşamdan vazgeçmek zorunda kalacaktı. Yine de vazgeçmedi. Özgürlük, rahat bir yaşam olmadan da kazanılabilirdi. Rahat yaşamadan da onurlu bir insan olunabilirdi. Hem hayallerini sadece bir miktar para engelleyemezdi.
Mathilda, Dusk March'a vardığında artık bir nüfuzdan fazlasını kaybetmişti. Soyismini, parasını, ailesine bağlı olan o güvenli hayatı, her şeyini geride bırakmıştı. İlk yılları hayal ettiği gibi değildi. Daha eğitimine başlamayı bırak, sabit bir hayat bile yaşayamamıştı. O an fark etmişti: Eskiden ona güç veren para, şimdi onun güçsüz olmasının en büyük sebebiydi. Sosyal farkı ilk kez bu kadar derinden hissetmişti.
Sonunda eğitimine başlayabilmişti. Ancak yine bir hayal kırıklığı ile karşılaştı. Kılıçta ustalaşmak bir yana, temelini bile öğrenmekte zorlanıyordu. Uzaktan ihtişamlı görünen demir zırhlar ise içeriden ter ve metal kokan ağır bir yükten ibaretti. Mathilda defalarca kaybetti, düştü, yaralandı; ama her seferinde kalkmayı bildi. Hâlâ bir evi bile yoktu ama bu ona bol bol zaman kazandırıyordu. Ve o, boş zamanlarını değerlendirmekte çok iyiydi. Dokuz yıllık zorlu bir eğitimin ardından kendini evine dönmeye hazır hissetti ve yola çıktı.
Mathilda'nın Aurelmar'da yapmayı düşündüğü şeyler hazırdı. Ailesini görecek, onlarla özlem giderecek ve paralı asker olarak hayatına devam edecekti. Şehrin sokakları değişmemişti. Hâlâ o yüksek, pahalı ve gösterişli duvarlar vardı. En sonunda ailesinin malikâne kapısına kadar geldi. Kapıdaki muhafızlara baktı. Sonra kendi kıyafetlerine, yüzündeki izlere ve kimseye haber vermeden ortadan kaybolduğu güne... Kararsızdı. Kendini hazır hissettiğini sanmıştı ama aslında değildi. Arkasını döndü. Vazgeçti. Hiçbir şey düşündüğü gibi olmuyordu. Planları asla tamamen istediği gibi gitmiyordu. O an yeni bir karar aldı. Zırhını çıkardı; ailesinin haksız olduğunu düşündüğü için bu yola girmişti ama daha ailesiyle yüzleşemiyordu bile. Bundan sonra hayat onu nereye götürürse, oraya gidecekti.