Korrin - Stonebound

Kanye

New member
Joined
Jan 24, 2026
Messages
23
Reaction score
14
Cüce 2.png

Korrin Banner.png

"ᛏᚨᛊ ᛞᚨᚾᚨᚱ, ᛊᛟᛉ ᚲᚨᛚᚨᚱ"

Cüce 2.png

I. Sis
Adım Korrin. Soyadım var mıydı? Vardıysa da, aklımdan su gibi akıp gitti. Hani derler ya 'Söz uçar, yazı kalır' Bizde yazı da kalmadı işte. Taşa kazınmış şeyler vardı, rün mü dersin, çizik mi.. Hepsi sisin içinde kayboluverdi. Ne kadar zorlasam da elim boş dönüyorum. Dilimin ucuna gelen şeyler var, bir söz, bir işaret, bir dua gibi. Sonra ise yine sessizlik. Hatırladığım şeyler isim değil. His. Ağırlık. Bir çınlama. Sanki uzak bir yerde metal metale vuruyor da sesi kemiklerimin içinde yankılanıyor. Bir de koku, is, ıslak toprak, kızgın demir. Bu kokuları tanımamın sebebini bilmiyorum. Bilmediğin bir şeyi tanıyınca insanın içi ürperir. O ürpertiyle yaşıyorum. Gözümü açtığımda gökyüzü vardı. Mavi ve uçsuz. O an içimden geçen ilk düşünce aptalcaydı.. 'Bu tavanı kim yaptı?' Sonra o düşünce bir daha geri gelmedi.

Yanımda birkaç kişi vardı. Bana benziyorlardı. Geniş omuzlu, yüzleri sert. Boyumuz bir altmış civarı, belki de biraz daha fazla. Çoğu erkeğin yanında kısa kalırsın ama öyle 'çocuk' gibi de durmazsın. Sanki kemiklerimiz daha yoğun, etimiz daha sert basılmış gibiydi. Omuzlarımız dar geçitlere göre yapılmış, göğsümüz darbeye alışık. Birinin sana omuz atmasıyla devrilmezsin! Devrilsen bile dişini sıkıp kalkarsın. Bir de tuhaf bir cesaret vardı içimizde. Korkusuzluk deği, o daha başka bir şey! Ama... geri adım fikri pek uğramıyordu aklımıza. Kafamız kalındı, evet.. laf anlamazlıktan değil, taş gibi inattandı bu. "Taş yerinde ağırdır" derler ya, biz taşın yerini bilmesek de ağırlığını taşıyorduk.

"Adın ne?" dediklerinde, bir an durdum. Aklımın içinde sis vardı. O sisin içinden tek bir taş gibi bir kelime çıktı, Korrin. Ne anlama geliyor, hangi dilde, kime ait bilmiyorum. Ama benimdi. Bazı isimler insanın üzerine zırh gibi oturur ve sökemezsin. Korrin de öyle duruyor. Geri kalan her şey aile, yurt, amaç, boş. Sadece boş değil, sanki birileri oraya bir perde germiş gibi. Perdenin arkasında bir şey var hissediyorum. Ama elimi uzatınca parmaklarım havayı tutuyor. Göz var, izan var. Bende ise göz var, ama izan sisli.

rune column.png
fighter_35pct.png
rune colunm 2.png


Yazıtın dili çözülemese de anlamı seziliyor gibi:
"Duvar çatlar, yemin çatlamaz."
Altına küçük not: Bu cümle Korrin’in ağzından hiç çıkmadı. Ama taşın üzerini okurken dudakları o kelimeyi biliyormuş gibi kıpırdadı.

Cüce 2.png

II. Söz
Yürüdük, yürüdük ve yürüdük... Nereye? Bilmeden, sonsuzluğa doğru yürüdük. Birkaç gün mü geçti, birkaç hafta mı, zaman bile bizden kaçmış gibiydi. Bazen rüzgar yüzüme vuruyordu. Bazen yağmur. Bazen bir taşın üstüne oturup ellerime bakıyordum. Nasır, çizik, sertlik.. Bu eller bir iş biliyordu. Ne işi? Bunu da bilmeden bir duvarın önünde durup taşın neresinin oynadığını anladım. Bir maden ağzına bakıp hangi tahtanın çürük olduğunu sezdim. İnsan bunu öğrenerek yapar. Ben hatırlamadan biliyordum. İşte asıl korkutucu olan buydu.

Diğerleri bana bakmaya başladı. Aynı boş bakışlar, sis ile kaplanmış akıllar. Bir ekip gibi duruyorduk ama adımız yoktu. Bayrağımız yoktu. Şarkımız yoktu. Sadece birbirimiz vardık. Birbirini tanımayan ama birbirinden ayrılmaya da cesaret edemeyen insanlar gibi. "Birlikten kuvvet doğar" Bizim kuvvetimiz hatırlamadığımız şeylerin ağırlığından geliyordu sanırım. Yanımdakilerin bakışları bir 'bana önder ol' bakışı değildi sadece. Daha çok 'senin gözlerin daha az sisli' bakışıydı. Geceleri bazen bir şey olur. Uykunun kıyısında bir görüntü belirir. Taşın üzerinde kırık bir işaret, sıcak bir ışık, bir su sesi.. Sonra kaybolur. Uyanınca elim boş kalır ama göğsümde bir yumru olur. O yumru bana bir şeyler anlatmaya çalışır aslında.. "Arıyorsun" Ne arıyorum? Bilmiyorum. Ama arıyorum. İnsan bir şeyi kaybettiğini hatırlamaz, hisseder.

Bu unutkanlık bize bir amaç verdi. Garip, değil mi? İnsanın elinden her şeyi alırsın ve geriyetek bir soru kalır. O soru kılıç gibi keskin ve felsefik olur genelde. 'Ben kimim?' Bir de onun kardeşi vardır, 'Neden buradayım?'. İnsanların arasında yaşamayı öğrendik. İş bulduk, taş taşıdık, Ocaklarda çalıştık. Bir lokma ekmeği ikiye böldük. Bir lokma ekmeğin kıymetini bilmeyen, yarın aç kalır. Biz kıymetini bildik. Çünkü içimizdeki o şey bize 'bir gün geri döneceksin' diye fısıldıyordu. Nereye döneceğim? Hatırlamıyorum. Ama o fısıltı hala var.

Ben Korrin'im. Sis içindeyim. Ama sisin içinde taşın sesi kaybolmaz, ses kaybolmaz. Bir gün o ses bizi çağıracak. Bir kelime, bir işaret, bir yüz.. Ne olursa, fark etmez. O gün geldiğinde ise, önünde duracağım. Çünkü ağır olan yere daha sağlam basar.
Cüce 2.png

Korrin Ateş35.png

Cüce 2.png

Sis Çökerken İlk Gece
O gece rüzgar bile konuşmadı. Hani bazı geceler olur ya, otlar kıpırdar, uzaklarda bir köpek havlar, bir yerlerde kapı gıcırdar... Bu gece öyle değildi. Sanki dünya bir şeyi rahatsız etmemek için nefesini tutmuştu. Bir ateş yakıldı, yakılması gerektiği için değildi.. eller bir şey yapmak istediği içindi. Alev yükselirken yüzler aydınlandı. Geniş omuzlu, sert çizgili. Bir taşın içinden oyulmuş gibiydi herkes. Yine de kimse 'biz neyiz?' demedi. Denirse kırılacak, yok olacak bir şey varmış gibi.

Korrin ateşe baktı. Alevin içindeki kıvılcımlar ona tanıdık geldi. Aslında, tanıdık olması epey sinir bozucuydu. Tanıdık olmak onun için hafızanın kapıyı aralaması demekti. Kapı aralanınca insan içeriyi görmeyi bekler. Ama içerisi karanlıktı. Yanındakiler tek tek oturdu. Birinin dizinde eski bir yara izi vardı. Diğerinin parmakları kalın, tırnakları taş keser gibi sertti. Bir başkasının gözleri ateşe değil de ateşin arkasındaki karanlığa bakıyordu. Korrin hepsini gördü. Sanki hepsi, onun aynı rüyasının başka bir sahnesiydi.

Sonra konuşmalar başladı. Büyük sözler değildi. Onlar o gece insan gibi hissetmiyordu. İnsan gibi düşünmeye zorlanıyorlardı sadece.
"Burada kalırsak ne olur?"
"Yol bulursak ne olur?"
"Biri görürse?"...

Soruların hepsi aynı yere çıkıyordu. Bilmedikleri bir geçmiş, bildikleri tek şeymiş gibi üzerlerine çökmüştü.

Korrin, uzun süre sustu. Sonra tek bir cümle söyledi, "Birbirimizi bırakmayacağız." Bunu niye söylediğini o da bilmiyordu. Ama bu cümle ağzından çıktıktan sonra doğru oldu. Bazen doğrular böyle olur.. önce söylenir, sonra var olur. O geceden sonra her yürüyüşleri bir ölçüye bağlandı. Önden giden arkaya bakmadan gitmedi. Arkada kalan kimseye yük olmamak için dişini sıktı. Bir şey bulduklarında paylaşmadılar. Önce baktılar, sonra karar verdiler. Çünkü karar, Korrin’in en tanıdık hissettiği şeydi. Hafızası yoktu belki, ama düzen vardı. Düzen hafızadan daha inatçı bir şeydi onun için.

Sabah olduğunda, biri "nereye?" diye sordu. Korrin omuz silkti. "Bilmiyorum."

Ve ilk defa bu "bilmiyorum" onları dağıtmadı. Çünkü artık bilmedikleri şey, onları birleştiren şey olmuştu...

Cüce 2.png


 
Last edited:

Cüce 2.png

f68e17468a9de813538342af040ae7d0.jpg
Korrin'in Demir Defteri, Zırh ve Silahlar Üzerine Küçük Notlar

Bazı adamlar demiri parlar mı diye değerlendirir. Ben dayanır mı diye bakarım. Doğru olan seçenek her zaman budur. Parlayan şey çoğu zaman yalandır, dayanan şey ise sessizdir. Mesela, zincir zırh "bıçak geçirmez" değildir. Zincir kesici darbeyi yavaşlatır ve vuruşu yayar.. ama sivri uçlar halkaların arasını bulursa iş değişir. Perçinli halka ile uç uca sıkıştırma halkalar aynı şey değildir. Uç uca olan halka, iyi bir bıçakta bile açılır. Perçinli olan halka ise kırılmadan önce inat eder. Zincir zırhın altına ince kumaş giyen adamın ilk mızrakta göğsü morarıp nefesi kesilir. Zincir altındaki yastık olmadan seni kurtarmaz.

Okuyana kısa not: Zincir zırhı yağlamak için pahalı yağ arayanı gördüm. En iyi çözüm genelde basit yağ, sabır ve temiz bez kombosudur.




Cüce 2.png


"Plaka zırh çok ağır, giyen adam siksen yürüyemez!" diyen ya hiç giymemiştir ya da yanlış giymiştir. (Ya da kendine erkek diyemiyordur!) İyi yapılmış plaka zırhın ağırlığı vücuda yayılır. Omuza yığılmaz, beline asılmaz. Asıl mesele kilo değil, oynaklıktır. Dizin, dirseğin, omzun doğru hareket etmiyorsa zırh seni öldürür. Zırhın en sinsi düşmanı kılıç değil, sürtünme yarasıdır. İçteki kayış yanlış yere basıyorsa, iki gün sonra kendini yürürken değil sökülürken bulursun.

63dc2e7f27de1bb559cb219a9a91e397.jpg
f42288669a1555e578a3a91d176f2962.jpg

Cüce 2.png


Kalkanı bir duvara değil, yön veren bir kapıya benzetebilirsin. Kalkana gelen darbeye tutmak yerine, darbeyi yana akıtmayı öğren. Kalkanın kayışları (kol bağları) sıkı değilse bileğin yorulur. Çok sıkıysa da kolun rahatsız olur. Sıkı ile doğru aynı değildir. Kalkanın kenarı çoğu zaman kılıçtan daha çok iş görür. İtersin, sıkıştırırsın, görüşü kapatırsın.

Çekiç, Balta, Kılıç, "Hangisi daha iyi?" Diye Soranlara

Klasiktir ancak, En iyi silah diye bir şey yoktur. En iyi alışkanlık vardır. Silahların kullanım türleri farklıdır. Kılıç, temiz, hızlı, ama zırha karşı her zaman işe yarar değildir. Balta, kalkan çizgilerini bozar, ama yanlış vuruşta seni açar. Çekiç ve Topuz plakayı kesmez, içini ikna eder. Darbe ile kemik konuşur.

Küçük bir sır vereyim: Silahın keskinliği kadar önemli olan şey sapı ve sizin tutuşunuzdur. El terliyken kayan sap, en büyük ihanettir.

828092c9b5a0834e08da32b3c1b20b85.jpg
4ccf8bc723cac5701e042a077fcf1b79.jpg


Keskinlik tek başına bir erdem değildir. Çok sert ağız çabuk çiplenir, çok yumuşak ağız ise çabuk yuvarlanır. İyi işçilik ikisinin arasındaki sabırdır aslında.

Tabii! Bir şeyi unutmamak lazım!
Zırhın kalitesi bir yere kadar. Adamın disiplini her yere kadar. Kemerini kontrol etmeyen, kayışını yağlamayan, bıçağını bilemeyen adam, kaderini başkasının eline bırakmıştır.

Cüce 2.png
 
Last edited:
frames_40pct.png
campp_40pct.png

campp2_40pct.png
Geceydi. Ateş cılız, herkesin sesi cılız, ama ortalıkta bir şeylerin bok gibi gittiğini hissettiğin o sessizlik hissi var ya.. işte ondan var etrafta. Bir ara ip aradım. Elimi çuvala daldırdım, elime yapış yapış bir şey geldi. Ulan dedim, bu ip mi, leş mi? Çektim çıkardım ip sırılsıklam. Islak. Çuvala tıkılmış. Üstüne de güzelce düğüm atılmış, sanki ben sabah uyanınca "aa ne hoş sürpriz!" diyeceğim.

Sonra baktım, ateşin dibinde biri ekipmanı kurutmaya çalışıyor. Kurutmak dediğim de bildiğin yakmak. Deri kayışın yüzü kıvrılmış, tokalar ısınmış, metalin kokusu geliyor artık. "Bir şey olmaz abi" diyen bakışlar… E senin bir şey olmaz dediğin şey, yarın kolumda koparsa ne olacak? O zaman da "şanssızlık" mı diyeceğiz? Şans değil bu düpedüz tembellik. Tam o sırada yiyecek torbasını gördüm. Ağzı açık kalmış. Gece bir şey gelip koklamış belli ki. Torbanın kenarı hırpalanmış. Şanslıyız ki sadece koklayıp gitmiş.


Ben de oturdum bir kütüğe. Başımı hafif eğdim ve dişlerimi sıktım. Bir şey demedim önce. Çünkü bir şey desem ağzımdan çıkacak sözün geri dönüşü olmaz. Sonra yine de konuştum. "Ben sizin babanız değilim." dedim. "Ama siz böyle giderseniz, ben burada dadılık yapacağım. Ve ben dadılık yapmayı sevmiyorum." Sesim yükselmedi bile, gerek yoktu. İnsan bazen bağırmadan daha çok sinir eder. O an anladılar zaten.. ya da anlamış gibi yaptılar. Neyse. Kamp toparlandı. İp hala ıslaktı. Ben ipi kurutmaya değil birini boğmaya yarayacak hale getirmiştim o sinirle.
frames 2_40pct.png


 
Last edited:
JOIN_THE_LTH_40.png


𝙏𝙃𝙀 𝙍𝙊𝘼𝘿 𝙍𝙀𝙒𝘼𝙍𝘿𝙎 𝙏𝙃𝙀 𝙋𝙍𝙀𝙋𝘼𝙍𝙀𝘿.



axe_logo.png
 
Back
Top