"Yüce Işık'ın adıyla, Kutsal Kilisenin huzurunda.Işık zihinlerimizi aydınlatsın, kararlarımıza rehberlik etsin.Işık şahidimizdir. Toprak mührümüzdür."
Aurelmar'ın tüm Işık çocuklarına;
Hillfield topraklarında kazanılan zafer, bu milletin cesaretinin ve fedakarlığının kanıtıdır. Ancak zafer,
ödenen bedelin görmezden gelinmesine gerekçe olamaz. Halkın canı, toprağı ve emeği üzerine inşa
edilen her kararın hesabı sorulacaktır. Bu, Yüce Işık'ın emridir. Bu, Aurelmar'ın borcudur.
Prens Ekselansları Caelen Cassivar Aurelium'un huzurunda, Kutsal Katedral'de bir adalet divanı toplanacaktır. Tarih ve Saat:
12 Mart, 21:00 ((OOC))
Sanıklar:
Prens Alexandre Aurelium
Kumandan Herves de Sigvald
Şahitlerin bildirimi doğrultusunda tespit edilecek diğer isimler
Suçlamalar: Prens Alexandre Aurelium: Kumandandan habersiz, bağımsız bir birlik kurarak kışla otoritesini devre dışı bıraktı, kışla askerlerini kendi bünyesine çekti ve düzenli ordu yerine milis kuvvetlerini ön cepheye sürdü. Lord Kumandan Herves de Sigvald: Orduda düzen ve komuta zinciri tesis edemedi, savaş hazırlıklarını ihmal etti ve Hillfield yenilgisinin ardından halkı korumak için hiçbir adım atmadı. Her ikisine: Halkın vergisiyle beslenen düzenli ordu devre dışı kalırken savaşın tüm yükü milis ve gönüllülerin sırtına yüklendi, bu bedeli ödeyen halk oldu.
Jüri:
Havari Peder Aedan
Lord Vekilharç Valmir von Nilmus
Lord Haznedar Salvatore von Goldstein
Lord Eckhart Steinrüh von Hillfield
Leydi Meriel von Neverember
Halka Duyuru:
Aurelmar halkının yaşadıkları, gördükleri ve duydukları bu davanın ayrılmaz bir parçasıdır. Yargı tarihine kadar şehir meydanındaki kütüphanede yerleştirilecek sandığa ifadelerinizi, suçlamalarınızı ve varsa kanıtlarınızı iletmeniz rica olunur. Tüm bildirimler topluca değerlendirilecek ve mahkemede halkın sesi olarak kullanılabilecektir.
Kumandan ve teğmeninin gelmediği davada jüri hazır bulundu Lord Eckhart Steinrüh von Hillfield yerine sözcüsü Alphonso katıldı. Divan, Prens Caelen Cassivar Aurelium ve Peder Aedan başkanlığında toplandı.
Tanıklıklar
Muhafız Natalie, Prens Alexandre'ın farklı bir plan izlediğini ve bu nedenle kendilerine Sir Georg de Hillcrest ve Teğmen Bobby tarafından şehri savunma emri verildiğini aktardı.
Sör Georg de Hillcrest plansız kalan orduya bizzat dur emri verdiğini, bunun savaşmaktan değil, plansız savaşmaktan kaçınmak için alınmış bir karar olduğunu belirtti savaş öncesi plan kurma taleplerinin ciddiye alınmadığını ve Vekilharç aracılığıyla Prens Alexandre'a ulaşmaya çalıştığında ise çok geç olduğu cevabını aldığını dile getirdi.
Vekilharç Valmir von Nilmus bu ifadeleri reddederek Sör Georg ile konuşmalarında kışla ordusunun farklı bir yönden köye gizli bir baskın yapmaları konusunda anlaşmışlar. Ordunun içindeki disiplinsizliğe bizzat tanıklık ettiğini ve Asharim askerlerine yönelik ırkçı tutumların yaşandığını öne sürdü. Nitekim bu olaylardan biri nedeniyle bir muhafız ona saldırmış, bu olay kayıt altına alındı.
Bu esnada halkın ifadelerinin toplandığı sandıktan çıkarılan görüşler neticesiyle; Genel olarak kışla askerlerinin, kışla kumandanının aslında gerekli ekipman tedariğini, savaş planlarını, birlik komutalarını hazırlamış ve bu konuda talimlerin yapıldığını belirttiler ancak savaş sırasında farklı bir planla karşılaştıklarında bir ikileme girmiş olup, daha ileri bir emir gelmediğinden dolayı ne yapacaklarını bilememişler.
İncelenen başvurularda çok sayıda, belli bir somut neden sunmayan, küfürlü ifade görüldü. Bu ifadelerin bir çoğu kışlaya, bir kısmı Prens Alexandre'e, bir kısmı ise genel bir sitem olarak teslim edilmiş. İfadelerin arasında, duruşma ile ilgisi bulunmayan dilekçeler ilgili birimlere yönlendirildi.
Bunun yanı sıra ilginç gözlemlerde bulunan iki komplo teorisi tespit edilmiş olup ilgili birime iletildi.
Haznedar Salvatore von Goldstein'ın sunduğu bütçe raporuna göre kışla, prens ve genel savaş bütçelerinin tamamı hazine tarafından karşılanmış, herhangi bir açık oluşmamıştı.
Leydi Meriel von Neverember ise Asharim kökenli sözcüsü aracılığıyla, Prens Alexandre'nin savaş öncesi gerekli planları yaptığını ve paralı asker birliğini de dahil ettiğini, asıl sorunun savaş esnasında ortaya çıkan düzensizlikten kaynaklandığını savundu.
Prens Alexandre Aurelium kendisini Hillfield savaşının galibi olarak ilan etti ve hakkındaki suçlamaları iftira olarak nitelendirdi. Prens Caelen'in sürgün olduğu dönemde kendisine ordu komutanlığı görevi verildiğini fakat bu kararın gayrimeşruluğundan ötürü kararlarının ciddiye alınmadığını belirtti, kışla kumandanının askerlere kendisinden emir almamalarını söylediğini, bu nedenle planlarına kışlanın dahil edilemediğini ve suçun kaynağının kışla komutasında olduğunu savundu. Prens'in ileri sürdüğü dört şahit; Navarre, Vincentious, Francis, Alphonso ise ekipman eksikliği olmadığını ve haftalarca süren hazırlıkların yapıldığını doğruladı.
Duruşmanın en ağır anlarından biri Sör Georg de Hillcrest, Prens Alexandre ile girdiği hadsiz laf dalaşının ardındaneldiven atarak düelloya davet etti. Düello davet reddedildi ve bu saygısızlık Prens Caelen tarafından ikaz edildi. Sör Hillcrest saygısızlığı gerekçesiyle düklüğüne geri gönderildi.
Duruşma esnasında oluşan bir diğer hadise ise genç bir çocuğun koşarak içeri girip Hillfield savaşında şehit olan Şövalye Sör Lucius Oakheart'ın vasiyetini getirdi. Savaşta şehit düşen Sör Oakheart'ın vasiyeti, ordu komutasını yetersiz bulan diğer tanıklıkları sessiz ama güçlü bir şekilde destekledi.
Halkın adına sesli bir ifade vermek isteyen, Hillfield yerlisi Olarda gür bir sesle Prens Alexandre'i desteklerken kışla komutasını yetersiz bulduğunu açıkça ilan etti. Duruşmada hazır bulunan halk ise bu ifade karşısında onaylayanların ayağa kalkması istendiğinde neredeyse tamamıyla ayağa kalkarak bu görüşü açık bir üstünlükle onayladı.
Karar
Jüri ortak kararını açıkladı:
Kışla Kumandanı ve Teğmen Bobby ivedi bir şekilde görevden alındı. Duruşmaya dahi gelmeyen bu isimlerin sessizliği, savunmalarından daha fazlasını anlattı.
Prens Alexandre Aurelium doğrudan suçlu bulunmadı. Ancak yarattığı karmaşa nedeniyle oluşan can ve mal kaybının telafisi adına Hillfield'in yeniden inşası ve savunmasının güçlendirilmesinden şahsen sorumlu tutuldu. Bunun yanı sıra bir sonraki savaşlarda resmi bir savaş konseyi kurularak ortak kararlar alınması zorunlu hale getirildi.
Divan kapandığında Katedral sessizdi. Ama bu sefer farklı bir sessizlikti. Halk konuşmuştu, ölüler konuşmuştu, jüri karar vermişti.