Hexa
Administrator
- Joined
- Jan 10, 2026
- Messages
- 10
- Reaction score
- 12
Velissa - Kırık Gül

Aurelmar, yüksek kuleleri ve altın kubbeleriyle uzaktan bakıldığında ihtişamlı görünürdü; fakat Velissa bu şehri hiçbir zaman yukarıdan tanımadı. Onun Aurelmar’ı, dar sokakların nemli taşları, çürük ahşap köprüler ve geceleri fısıldayan gölgelerden ibaretti.Velissa burada doğdu. Ailesi vardı—en azından adı öyleydi— ama sevgi ve güven hiçbir zaman bu çatının altına girmemişti. Sürekli kavga, yoksulluk ve umutsuzluk arasında büyüyen küçük kız, çok erken yaşta kaçmayı öğrendi. Önce evden, sonra hayattan.Çocuk yaşta sokaklar onun gerçek öğretmeni oldu. İnsanların neye baktığını, neyi fark etmediğini, korkunun ve açgözlülüğün yüzlerde nasıl belirdiğini gözlemledi. Henüz on yaşına varmadan, küçük elleriyle keseler indiriyor, kalabalıkta kaybolmayı başarıyordu. Kimse onu yakalayamıyordu; çünkü Velissa hızlı olmaktan çok doğru anı seçmeyi biliyordu.Onu bu hayatta tutan kişi ise herkesin “ihtiyar serseri” dediği bir adamdı. Kimse onun adını hatırlamazdı; Velissa ise ona hiç baba demedi ama kalbinde öyle yer etti. Adam, kızın keskin zekâsını ve hayatta kalma içgüdüsünü fark etti. Onu yanına aldı, korudu, ama şımartmadı.Sokağın kurallarını öğretti:“Çalma, al. Çünkü çaldığını fark eden olur; aldığını ise kayıp sanırlar.”Birlikte yaşadılar. Velissa büyürken sadece hırsızlığı değil, susmayı, dinlemeyi, borçlu kalmamayı ve gerektiğinde kaybolmayı öğrendi. Fakat sokak kimseye uzun süre merhamet etmez. Adam yaşlandı, hastalandı ve bir kış gecesi sessizce öldü. Velissa o gece ilk kez gerçekten yalnız kaldı.Gençliğinin başlarında Aurelmar ona sırtını döndü. Açlık, borçlar ve düşman sokak çeteleri arasında sıkışıp kaldı. İşte tam o noktada, Velissa hayatta kalmak için son ve en tehlikeli silahını fark etti: kendisi.Güzelliğini bir maske gibi taktı. Şehveti bir tuzak, gülüşünü anahtar yaptı. Kurbanlarını dikkatle seçiyor, onları önce kendine bağlayıp sonra iz bırakmadan soyuyordu. O, bir hayat kadını gibi görünüyordu; ama gerçekte her adımını hesaplayan bir avcıydı. Kimse onu zorla kullanmıyordu—aksine, çoğu zaman farkında bile olmadan ona hizmet ediyorlardı.Zamanla adı fısıltılarla anılmaya başladı. “Kara saçlı kadın”, “Bıçaklı Gülüş”, “Masada gülüp sokakta kaybolan.” Velissa artık sadece bir hırsız değildi; bilgi toplayan, bağlantı kuran ve insanları yönlendiren bir figüre dönüşmüştü.Ve sonunda, Aurelmar’ın dağınık suç dünyasını tek bir çatı altında toplama fikri doğdu. Böylece Aurelmar Hırsızlar Loncası kuruldu.Ve Loncada Usta Gölge adına büründü.Loncanın kurulmasından sonra iki farklı kimlik geliştirdi, loncaya alınan üyelere maskeli şekilde görünürken sokaklara çıktığında maskesini düşürüyor ve Velissa kimliğinde devam ediyordu.Velissa kimseye diz çöktürmedi; ama herkes ona saygı duymak zorunda kaldı. Lonca onun için bir güç değil, bir düzen aracıydı. Sokaklar artık başıboş değildi. Herkes payını bilir, sınırını aşmazdı. İhanetin bedeli sessizdi; kanlı değil, kesin.Bugün Velissa hâlâ bir masada bacak bacak üstüne atmış, elinde hançeriyle gülümseyerek oturabilir. O gülüş hâlâ çekici, hâlâ tehlikelidir.Ama Aurelmar’da herkes bilir: Velissa’yı hafife alanlar ya soyulmuştur…ya da bir daha asla görülmemiştir.
Aurelmar’da zenginlik sessiz olmazdı. Altınlar çınlar, ipekler hışırdar, ama asıl gürültüyü sırlar çıkarırdı. Velissa bunu herkesten iyi bilirdi.
Hançerin sahibi, "Maerthion Kavel", Aurelmar’ın en zengin tüccarlarından biriydi. Limanlardan madenlere, baharattan silaha kadar uzanan ticaret ağının merkezinde dururdu. Dışarıdan bakıldığında saygın, ağırbaşlı ve cömertti. Fakat Velissa’nın kulaklarına gelen fısıltılar başka şeyler söylüyordu:
Maerthion’un serveti sadece ticaretle büyümemişti. Kaybolan ortaklar, batık gemiler ve adı silinen borçlular… Hepsi aynı defterde kapatılmıştı.
Velissa, onun malını değil, gizlediği şeyi istiyordu.
Maerthion’un özel kasasında saklanan, hiçbir katalogda yer almayan bir hançer vardı. Hançer gösterişli değildi; tam tersine, fazlasıyla sade. Koyu çelikten yapılmıştı, fakat üzerinde gül ikonaları ve işlemeleri hançere bir zarafet katıyordu Kabzasında kopuk gül sembolü işlenmişti bir gülün dalından kusursuz bir şekilde kesilmesi gibi.
Velissa o gece Maerthion’a bir soylu dul gibi yaklaştı. Yavaş, ölçülü, zarif. Tüccarın gözleri servetini koruduğu kadar dikkatli değildi; özellikle de güzel bir yalan karşısında. Şaraplar içildi, gülüşler paylaşıldı. Velissa onun gururunu okşadı, korkularını dinledi ve zayıf noktasını buldu.
Maerthion uyuduğunda, Velissa çoktan uyanıktı.
Kasayı açmak zor olmadı; zor olan, içindeki hançeri eline aldığında hissettiği şeydi. Silah soğuktu ama cansız değildi. Denge kusursuzdu. Elini sanki yıllardır tanıyormuş gibi kavradı. Velissa o an anladı: Bu hançer bir savaş alanı için değil, yakınlık için yapılmıştı. Fısıltıyla öldürmek için.
Velissa giderken kasadaki altınlara dokunmadı. Sadece hançeri aldı.
Ertesi sabah Maerthion Kavel ölü bulundu. Boğuşma izi yoktu. Kan neredeyse hiç akmamıştı. Göğsünde tek bir iz vardı—ince, kesin ve hatasız.
Şehir muhafızları bunu bir iç hesaplaşma sandı. Ama Aurelmar’ın gölgeleri gerçeği biliyordu:
Bu bir mesajdı.
Velissa için bu hançer bir güç sembolü değildi.
Bir hatırlatmaydı.
Zenginliğin, gücün ya da unvanın hiçbir şey ifade etmediğini…
Ve en iyi silahın, kimsenin silah sandığı şeyler olmadığını...
Aurelmar, yüksek kuleleri ve altın kubbeleriyle uzaktan bakıldığında ihtişamlı görünürdü; fakat Velissa bu şehri hiçbir zaman yukarıdan tanımadı. Onun Aurelmar’ı, dar sokakların nemli taşları, çürük ahşap köprüler ve geceleri fısıldayan gölgelerden ibaretti.Velissa burada doğdu. Ailesi vardı—en azından adı öyleydi— ama sevgi ve güven hiçbir zaman bu çatının altına girmemişti. Sürekli kavga, yoksulluk ve umutsuzluk arasında büyüyen küçük kız, çok erken yaşta kaçmayı öğrendi. Önce evden, sonra hayattan.Çocuk yaşta sokaklar onun gerçek öğretmeni oldu. İnsanların neye baktığını, neyi fark etmediğini, korkunun ve açgözlülüğün yüzlerde nasıl belirdiğini gözlemledi. Henüz on yaşına varmadan, küçük elleriyle keseler indiriyor, kalabalıkta kaybolmayı başarıyordu. Kimse onu yakalayamıyordu; çünkü Velissa hızlı olmaktan çok doğru anı seçmeyi biliyordu.Onu bu hayatta tutan kişi ise herkesin “ihtiyar serseri” dediği bir adamdı. Kimse onun adını hatırlamazdı; Velissa ise ona hiç baba demedi ama kalbinde öyle yer etti. Adam, kızın keskin zekâsını ve hayatta kalma içgüdüsünü fark etti. Onu yanına aldı, korudu, ama şımartmadı.Sokağın kurallarını öğretti:“Çalma, al. Çünkü çaldığını fark eden olur; aldığını ise kayıp sanırlar.”Birlikte yaşadılar. Velissa büyürken sadece hırsızlığı değil, susmayı, dinlemeyi, borçlu kalmamayı ve gerektiğinde kaybolmayı öğrendi. Fakat sokak kimseye uzun süre merhamet etmez. Adam yaşlandı, hastalandı ve bir kış gecesi sessizce öldü. Velissa o gece ilk kez gerçekten yalnız kaldı.Gençliğinin başlarında Aurelmar ona sırtını döndü. Açlık, borçlar ve düşman sokak çeteleri arasında sıkışıp kaldı. İşte tam o noktada, Velissa hayatta kalmak için son ve en tehlikeli silahını fark etti: kendisi.Güzelliğini bir maske gibi taktı. Şehveti bir tuzak, gülüşünü anahtar yaptı. Kurbanlarını dikkatle seçiyor, onları önce kendine bağlayıp sonra iz bırakmadan soyuyordu. O, bir hayat kadını gibi görünüyordu; ama gerçekte her adımını hesaplayan bir avcıydı. Kimse onu zorla kullanmıyordu—aksine, çoğu zaman farkında bile olmadan ona hizmet ediyorlardı.Zamanla adı fısıltılarla anılmaya başladı. “Kara saçlı kadın”, “Bıçaklı Gülüş”, “Masada gülüp sokakta kaybolan.” Velissa artık sadece bir hırsız değildi; bilgi toplayan, bağlantı kuran ve insanları yönlendiren bir figüre dönüşmüştü.Ve sonunda, Aurelmar’ın dağınık suç dünyasını tek bir çatı altında toplama fikri doğdu. Böylece Aurelmar Hırsızlar Loncası kuruldu.Ve Loncada Usta Gölge adına büründü.Loncanın kurulmasından sonra iki farklı kimlik geliştirdi, loncaya alınan üyelere maskeli şekilde görünürken sokaklara çıktığında maskesini düşürüyor ve Velissa kimliğinde devam ediyordu.Velissa kimseye diz çöktürmedi; ama herkes ona saygı duymak zorunda kaldı. Lonca onun için bir güç değil, bir düzen aracıydı. Sokaklar artık başıboş değildi. Herkes payını bilir, sınırını aşmazdı. İhanetin bedeli sessizdi; kanlı değil, kesin.Bugün Velissa hâlâ bir masada bacak bacak üstüne atmış, elinde hançeriyle gülümseyerek oturabilir. O gülüş hâlâ çekici, hâlâ tehlikelidir.Ama Aurelmar’da herkes bilir: Velissa’yı hafife alanlar ya soyulmuştur…ya da bir daha asla görülmemiştir.
Aurelmar’da zenginlik sessiz olmazdı. Altınlar çınlar, ipekler hışırdar, ama asıl gürültüyü sırlar çıkarırdı. Velissa bunu herkesten iyi bilirdi.
Hançerin sahibi, "Maerthion Kavel", Aurelmar’ın en zengin tüccarlarından biriydi. Limanlardan madenlere, baharattan silaha kadar uzanan ticaret ağının merkezinde dururdu. Dışarıdan bakıldığında saygın, ağırbaşlı ve cömertti. Fakat Velissa’nın kulaklarına gelen fısıltılar başka şeyler söylüyordu:
Maerthion’un serveti sadece ticaretle büyümemişti. Kaybolan ortaklar, batık gemiler ve adı silinen borçlular… Hepsi aynı defterde kapatılmıştı.
Velissa, onun malını değil, gizlediği şeyi istiyordu.
Maerthion’un özel kasasında saklanan, hiçbir katalogda yer almayan bir hançer vardı. Hançer gösterişli değildi; tam tersine, fazlasıyla sade. Koyu çelikten yapılmıştı, fakat üzerinde gül ikonaları ve işlemeleri hançere bir zarafet katıyordu Kabzasında kopuk gül sembolü işlenmişti bir gülün dalından kusursuz bir şekilde kesilmesi gibi.
Velissa o gece Maerthion’a bir soylu dul gibi yaklaştı. Yavaş, ölçülü, zarif. Tüccarın gözleri servetini koruduğu kadar dikkatli değildi; özellikle de güzel bir yalan karşısında. Şaraplar içildi, gülüşler paylaşıldı. Velissa onun gururunu okşadı, korkularını dinledi ve zayıf noktasını buldu.
Maerthion uyuduğunda, Velissa çoktan uyanıktı.
Kasayı açmak zor olmadı; zor olan, içindeki hançeri eline aldığında hissettiği şeydi. Silah soğuktu ama cansız değildi. Denge kusursuzdu. Elini sanki yıllardır tanıyormuş gibi kavradı. Velissa o an anladı: Bu hançer bir savaş alanı için değil, yakınlık için yapılmıştı. Fısıltıyla öldürmek için.
Velissa giderken kasadaki altınlara dokunmadı. Sadece hançeri aldı.
Ertesi sabah Maerthion Kavel ölü bulundu. Boğuşma izi yoktu. Kan neredeyse hiç akmamıştı. Göğsünde tek bir iz vardı—ince, kesin ve hatasız.
Şehir muhafızları bunu bir iç hesaplaşma sandı. Ama Aurelmar’ın gölgeleri gerçeği biliyordu:
Bu bir mesajdı.
Velissa için bu hançer bir güç sembolü değildi.
Bir hatırlatmaydı.
Zenginliğin, gücün ya da unvanın hiçbir şey ifade etmediğini…
Ve en iyi silahın, kimsenin silah sandığı şeyler olmadığını...