𝕽𝖔𝖘𝖊- Gezgin Ozan 🌹

Joined
Jan 25, 2026
Messages
31
Reaction score
24
582cfc92-46a3-42ca-b86e-a78df1889eb9.png





HD-wallpaper-music-fantasy-art-red-girl-violin-hat-jackson-tjota-instrument.jpg

♫Rose, geçimini şahane sesi ve becerikli elleriyle sağlar. Çevik, akıllı ve yeteneklidir. Kendisi gezgin bir ozandır. Şarkılar söyler, Vielle çalar, türlü performanslar sergiler ve kalabalığı coşturur.


















6ad43d5d-637f-44fc-bdf8-472491c93c52.png

Usta bir kumarbazdır. Hile yapmaz ya da yaparken hiç görülmediği için bu konuda konuşulmaz. Kartlar, zar pokeri ve türlü bahisler ondan sorulur. Genelde kaybedeceği iddiaya girmez, girdiyse bir bildiği vardır.




















cbd111cf-07d3-431b-856f-e2bcb6cfd22f.png
Rose, daha çok küçükken babasını bir salgında kaybetti. Annesi ise ona bakamayacağını anlayıp onu bir kervan'a sattı. Bu kervana o zamanlar bir grup sirk çalışanı eşlik etmekteydi. Cambazlar, akrobatlar, müzisyenler ve sanatçıların olduğu bu grup, Rose'u yanlarına aldı. Cambaz ve akrobatlardan çeşitli numaralar öğrendi ve daha küçüklükten gösterilere katılan Rose, o zamanlarda esneklik kazanmaya başladı. Çok iyi hançer fırlatır, hızlı el numaraları yapardı.

Bir müzisyen, bu küçük ve her şeyi hızlı öğrenen kızın sanat kısmında da ilerleyebileceğini düşündü. Sirk gösterilerinden arta kalan zamanlarda ona türlü müzik aletlerini kullanmayı öğretti. Tabi bunların hepsi temel bilgilerdi ve bu konudaki ustalaşması pek çok pratik ile olacaktı. Müzik aletleri içerisinden en çok Vielle'yi benimseyecek ve bu çalgının telleri için; "Benim kadar esnek" diyecekti.


Dahil olduğu grupla hep aynı bölgeler arasında gidip geliyorlar, çadırlarını kurup gösteriler yapıyorlardı. Ancak bu Rose için yetersizdi. Rose, dünyayı gezmek ve farklı ülkeleri de görmek istiyordu. Bir kasabadan diğerine atlamak, duraksadığı yerlerde sanatı ile para kazanıp daha farklı yerleri görmek istiyordu.










f4ba31e5-fa8f-45a5-9f79-530a2ee86e99.png

Uzun yıllar ona sahip çıkan bu gruptan sevgiyle ayrıldı. O zamanlar daha on yedisine yeni girmişti. Bu çeşitli yeteneklere sahip insanlar ona pek çok şey kazandırdı. Yolculukları sırasında hiç bir zaman tek gitmiyor, görmek istediği yerlere halihazırda o yerlere gitmekte olan kervanlara dahil oluyordu, çünkü bu tehlikeli olabilecek yollarda insan insana her zaman lazımdı. Onlardan ayrılışının üzerinden sekiz yıl geçti ve yirmilerinin ortalarında olan Rose, anlatacak pek çok hikayeler, şehir ve köy efsaneleri, çalacak onlarca melodi ve bir o kadar da şarkı ile gezmeye devam ediyor. Belki bir gün size de uğrar.
















4d312c03-5987-4110-8da3-f780d7e2a971.png
 
Last edited:
7a88ddb9-7796-491f-ab7e-864a23fef690.png


4d312c03-5987-4110-8da3-f780d7e2a971.png


--- Kervan sahibi atını durdurduğunda peşi sıra gelen insanlar büyük bir oh çekti. Dinlenme zamanı gelmişti ve çoğu atlardan inip bir süre ayaklarını uzatabilmek için pek çok şeyden feragat edebilirdi.

İnsanlar birer birer kurulmaya başladı. Çadırlar yığıldı, kuru dallar toplandı, yer yer ateşler yakıldı. Rose, atından indiğinde belini iki yana esnetti ve temiz havayı ciğerlerine çekti. Çok geçmeden kendi halinde toplanmış üçerli ve dörderli gruplar onu yanlarına davet ettiler. Kimisi biraz müzik çalmasını, kimisi bülbül gibi şakımasını, kimisi ise hikaye anlatmasını istiyordu. Yakın zamanda ne şarkı söylemek, ne de Vielle çalmak gibi bir düşüncesi yoktu. 'Hikaye anlatabilirim' diye geçirdi içinden.

At arabalarına çok da uzak olmayan bir grubun yanına geçti. Başka bir grup insan kendi ateşlerini söndürüp oraya doğru yöneldiler. Kadın şapkasını bir yana, Vielle'sini bir yana koydu ve dudaklarını ıslattı;

"Derler ki çok eski zamanlarda, ormanın kıyısında küçük bir köy varmış. Köyün tek zenginliği, tepenin yamacına asılı eski bir çanmış. Bu çan yalnızca sisli gecelerde, kimse dokunmasa bile kendi kendine çalarmış.


Yaşlılar, çanın her çaldığında köyden birinin yalan söylediğini fısıldarmış.


Bir kış gecesi, çan durmadan çalmaya başlamış. Köylüler korkuyla kapılarını kilitlemiş. Ertesi sabah, köyün en dürüst bilinen adamı -herkese yardım eden, asla yalan söylemez denen biri- ormanın içinde donmuş halde bulunmuş.


O günden sonra çan bir daha hiç çalmamış.



Ama hâlâ derler ki…
Eğer ateş başında bir hikâye anlatılırken içinizden bile bile bir yalan geçirirseniz, rüzgâr ters eser…
Ve uzaktan, paslı bir çanın sesi duyulur."



Sabah olduğunda ise akşamki güzel havadan eser yoktu. Rüzgar esiyordu ve kervan yola çıkacaktı. At arabaları yola çıktığından beri hep bir homurdanma hakimdi. Kimisi kolyesini, kimisi değerli eşyasını, kimisi ise parasının bir kısmını kaybetmişti. Hepsi bir diğerinin eşyasına sahipti ama kimse sormuyordu. Kervan muhafızının sol işaret parmağı sargılıydı, Rose'un kemerinde ise asılı bir parmak...
 
e74f7d82-e187-42f9-b410-049b9cdfd6e6.png

4d312c03-5987-4110-8da3-f780d7e2a971.png




--Müzik bittiğinde kalabalık alkış tutmaktaydı. Islıklar ve söz atışları alkışlara eşlik ediyordu. Han'ın ücra bir köşesinde oturan adam 'Bir gösteri yap!' diye bağırdığında diğer müşteriler eşlik etmeye başladı. İnsanların keyfi yerindeydi. Rose, tezgah'a doğru yaklaştı;

"Bana bir bardağa çok az sert votka doldur. Ancak sadece bir yudumluk olsun, fazlası olursa hesabın o kısmını ödememi isteme."

Hancı yarım ağız sırıtarak kadına biraz votka doldurdu. Rose bardağı eline aldı ve kafasına dikti. Votkayı yutmadı, dilinde gezdirdi, o bekledi, müşteriler bekledi. Votkayı ağzının içinde gezdirmeye devam ederken han'ın iç kapısının kenarında asılı duran meşaleyi eline aldı. Meşaleyi han'ın içine doğru -ancak insanların oturmadığı bir kısma doğru- çevirdi ve ağzındaki votka ile üfledi. Meşaleden yoğun bir ateş püskürdü. Sirkte öğrendiği numaralardan biriydi. Lamba gazı kullanmak yerine sert bir votka kullanma fikrini ise gemicilerden öğrenmişti.

Meşaleyi yüzünden indirdiğinde onu keyifle karşılayacak bir grup insan beklerken, tam tersi dehşete düşmüşlerdi. Rose, ne olduğuna anlam veremeden insanlar arasında fısıltılar başladı. Fısıltılar 'O bir cadı mı?', 'Bu bir büyü müydü?' şeklide devam etti.



--Rose çok geçmeden kendini parmaklıklar ardında buldu. Ona 'Onunla sonra ilgilenileceği' söylendi. Bir diğer gün ise kasabanın tam ortasında bir kaç idam cezalı asılacaktı. Onu kapattıkları yerde üç adam daha vardı. Üçü de üstü başı perişan durumda, kirli yüzlü ve sakallı adamlardı. Birisi sırıtıyor, birisi sessizce küçük delikten dışarıyı izliyor, diğeri ise ağlamaktan kızarmış burnunu çekiyordu. Bu adamlar uzun yıllardır aranan bir arkadaş grubuydu. Pek çok kasabada hırsızlık faaliyetlerini sürdürmüş, kendilerini gören görgü tanıklarının pek çoğunu ise öldürmüşlerdi. Ancak ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar, adalet onlar için de gelmişti.

--Rose, sabah olup hesap vermesi gerektiği zaman kendini iyi bir şekilde açıkladı. Yaptığu numarayı tekrar ve tekrar gösterdi. Hazır dört ilmek kurulmuşken dördüncüde kendi boynu olmaması için yaptığı bu performanslar sonrası votkadan dili uyuşmaya başlamıştı. Sonunda ikna olduklarında onu salmışlardı.

--Gün doğumundan çok zaman geçmemişti ki halk sokağa dökülmüştü. Kimisi için bir eğlence, kimisi için bir adaletin tecellisiydi bu. Rose, insanlar arasında duran üç oğlan gördü. Aileleri yanlarında görünmüyordu. O çocukların da aynı yaşantıdan geçmemesi için dua etti ve adamların üzerinde durdukları tabureler tek tek tekmelenirken şapkasını çıkarıp kalabalıktan uzaklaştı.
 
Last edited:
Back
Top